Yazılar

Gaziosmanpaşa avukat - aile avukatı boşanma avukatı

Boşanma Davalarında Eşin Mal Kaçırması

BOŞANMA DAVALARINDA EŞİN MAL KAÇIRMASI

Mal kaçırma, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra mal rejiminin tasfiyesi esnasında eşin payını azaltmak amacıyla mal varlıklarının elden çıkarılması, gerçek değerinden daha ucuza satılması, satış gösterme yoluyla başkasına bağışlanarak devri gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir.

İlk olarak müşterek aile konutu olarak kullanılan taşınmazın bu şekilde elde çıkarılmasının nasıl önüne geçileceğinden bahsetmek gerekirse: Eşlerden biri diğer eşin mal kaçırmasını engellemek için, aile konutunun tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasını talep edebilir. Bu şerhin konulması durumunda mal kaçırmak isteyen eş, diğer eşin rızası olmadan aile konutunu üçüncü kişilere devredemeyecektir. Ancak aile konutu şerhi konulacak ortak konutun mülkiyetinin eşlerden birine ait olması gerekmektedir.

Ayrıca boşanma davasından hemen sonra açılacak mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davada, diğer eşin üzerine kayıtlı menkul (araç v.s.) ve gayrimenkul malların üzerine tedbir konulması talep edilebilmektedir.

 

Medeni Kanunda eşlerden birinin mal kaçırması ile ilgili şu şekilde bir düzenlemeye yer verilmiştir.

Türk Medeni Kanunu 229. Madde

Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:

  1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
  2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.

Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.

 

Boşanma davalarında eşlerin mal kaçırmasına ilişkin Yargıtay Kararları

Yargıtay Kararları

 Yargıtay 8. H.D. 2015/18313 E. – 2015/20162 K. Sayılı Kararı

temyiz itirazlarına gelince; yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca tasfiyeye konu taşınmazın boşanma dava tarihinden kısa bir süre önce 14.11.2011 tarihinde 3. kişiye satılarak devir edilmişse de, TMK’nun 229. maddesi gereğince tasfiyede dikkate alınması gerekir. Bu durumda mahkemece tasfiyeye konu taşınmaz mevcut ve edinilmiş mal kabul edilerek TMK’nun 235/2.maddesi uyarınca devir tarihindeki sürüm (rayiç) değeri olarak belirlenen bedel üzerinden davacı lehine katılma alacağına hükmedilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle ve hukuki dayanağı olmayan hesaplama yöntemi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

 

Yargıtay 8 H.D. 2014/26603 E. – 2016/6145 K. Sayılı Kararı

…Yine tapu kayıtlarının incelenmesinden, bu meskenin taraflar arasındaki 18.02.2005 tarihinde açılan 08.02.2007 tarihinde verilen ret kararının kesinleştiği boşanma davasından kısa süre önce 08.02.2005 tarihinde davalı tarafından teyzesine satılarak elden çıkarılmış olduğu görülmektedir. Tarafların ilk boşanma davasından sonra bir daha biraraya gelmedikleri, sonradan 03.07.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 25.02.2011 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmış oldukları da sabittir. Alacak talebine konu taşınmaz redle sonuçlanan ilk boşanma davasından çok kısa süre önce elden çıkarılmış olmasına ve tarafların bu davadan sonra bir daha bir araya gelmediklerinden, hayatın olağan akışına göre; bu devrin TMK’nun 229/2. maddesi uyarınca diğer eşin katılma alacağını azaltmak kasdıyla yapıldığının kabulü gerekir.

 

Yargıtay 8 H.D. 2016/539 E – 2016/1751 K. Sayılı Kararı

Somut olayda; dava konusu … plakalı araç, 25.08.2010 tarihinde satın alınarak davalı adına tescil edilmiş, 18.07.2011 tarihinde dava dışı … … devredilmiştir. Boşanma davası ise, davalı kayıt maliki H.. H.. tarafından 16.09.2011 tarihinde açılmıştır. Dava konusu aracın boşanma davasının açıldığı tarihten 2 ay kadar önce elden çıkarılması, davacının mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacağını karşılıksız bırakmaya yönelik olduğunun kabulü gerekir. Aksi düşünce hayatın olağan akışına uygun değildir. Nitekim, 08.11.1991 tarih 4/3 sayılı YİBK ile, iyi ve kötü niyeti belirmiş olan bir kişinin kötü niyetli bulunduğunun ayrıca ispatlanmasının gerekmediği, vakıa ve karinelerden olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunmayacak durumu belirmiş olan kimsenin kötü niyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine sebep ve vecih kalmayacağından dava hakkının doğumunu sağlayan ve bertaraf iyi veya kötü niyetinin bu durumda mahkemece resen nazara alınacağını belirtmiştir.

O halde, taraf delilleri toplanarak yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde elde edilen sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, soyut tanık beyanlarına değer verilerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

 

İstanbul – Gaziosmanpaşa bölgesinde yer alan Deva Hukuk Bürosu dava takibi ve hukuki danışmanlık hizmeti vermektedir. 

Deva Hukuk Bürosu / +90 (212) 537 90 33

Av. Ramazan ALAS / +90 (535) 914 87 10